|
|
| BASAK KÖYÜ - TARİĞİ |
 | VERSION 1 - BASAK KÖYÜ Kuruluş Tarihçesi | |
| Derleyenler: DERVİŞ DOĞAN (Öğretmen--Malatya) - TURAN KOLUAÇIK (Dede-Wuppertal) | |
Köy tahminen 16. yüzyılın ilk yarısında kuruldu. 1560 tarihinde Basak, 6 vergi nüfuslu bir yerleşimdi. Bu 6 kişiden yanlızca birisinin arazi kullandığı görülmektedir.
4 kişi evli topraksız, bir kişi ise işsizdir. Köye biçilen yıllık vergi 1.200 akçedir. Vergiye tabi 6 kişinin adları ise şöyledir. Pir Nazar'ın oğulları İsmail ve Mansur,
Mustafa nın oğulları Ali ve İbrahim, Salih'in oğlu (Sali) Aşık ( Aşıt), Seydi Ahmet oğlu Hüseyin bu kişi Karaca köyünden Basağa daha sonraları yerleşen
Dedelerden olsa gerek. Bir önceki kuşak, Pirnazar, Mustafa, Sali ve Seydi Ahmet olmak uzere 4 kişidir. Bu durumu ile Basak, yeni kurulmuş bir köy görümündedir.
Günümüzde Basak da 5 sülale vardır: Aşıt-Uşağı, Şefeli-Uşağı, Hamus-Uşağı, Haydar-Uşağı ve Dedeler. Osmanlı vergi nüfusu listesinde 1560Aşıit gibi
özgün bir adın yer alması dikkat çekicidir. Bu ad aynı zamanda köyü kuran kişilerden birinin adı, belki de Aşıtın kendisidir. Halkın anlatımına göre Basak,
Güvenç Köyü arazisine yerleşmiştir. Köyün kuruluş aşamaşında Güvenç' le bir hayli çekişme yaşanıyor. Basaklıların bölgeye yerleşimi Osmanlı eğemenliğine
geçmeden öncedir. Dedeler, Basak a sonradan yerleşmiştir. Geldikleri yer, Yazıhan Karaca köyüdür. Hacım Sultan Ocağını temsil ederler.
Birde Köyün yaşlılarının aktardıkları söylenceleri duyduklarımız 4 Gardaşın köye yerleşmeden evel eşkiyalık yaparak geçimlerini sürdürdüğü yönündedir.
Bu gün Güvenç köyü bir başka gün Salıcık daglası gün başka bir köy basılarak bölgede barınmışlar. Bu yüzden köyün adı Basak ve köylülerin ismide
Basaklı olarak anılmıştır. 90 lı yıllarda Ankara da yaşayan Basaklıların girişimi ile köyün ismi Başak olarak değiştirilmiştir. Bu dört kardaş kimlerdir neyin nesidir.
Anadolu ya Türk akınlarının 9. yüz yılda başladığını ve bölgede giderek etkinliğini artıran Türk boylarının bulunduğunu gözönüne aldığımızda sorularımızın
cevabı açıklığa kavuşmaktadır. Gerek konuştukları dil ve gerek taktıkları adlara baktığımızda ve de Köye daha sonra yerleşen Dedeler sülalesinin bunları
Türk olarak andıklarını dahil ettiğimizde 4 Gardaşın kimlik sorununu kolayca çözülmüş olur.
YAŞLILARIN ANLATIMI
Dedelerimiz (bilinmiyen bir tarihte) Gözögünden (bir ihtimal Hekimhan Kocaözü Beldesi) 5 kardaş olarak çıkıp Zurbahan nın güneydoğu eteğinde
Salıcık ile Budaklı arasındakı mıntıkada yer alan pınarda konaklamışlar. Gözögü'nden çıkmalarının sebebi; babaları bir kavgada öldürülüyor.
Büyük gardaşları burayı terk ediyor. Diger dört gardaş da büyük abilerinin peşine düşüyor. Annelerini geride bırakıyorlar. Uzun bir süre
(ne kadar olduğu bilinmiyor) bu mıntıkada kalıyorlar. Bu arada bilinmiyen bir nedenle (büyük olasılıkla kız kaçırma) Salıcıklı ile kavgalarında
büyük kardeşle birlikte bir kişi de Salıcıklı'dan ölmüş. Burada tutunamayan kardaşlar, Zurbahan'ın kuzeybatı eteginde bir pınar yanında konaklamışlar.
Güvençli'den bir dul kadın kaçırmışlar. Burada da tutunamayınca, şu an köyün dogu üsttarafındaki tepede bulunan magaraya- Gündeligine- sıgınmışlar.
Orayı basarak şurayı basarak bu köye baskın düzenleyerek yaşamlarını sürdürmüşler. Şimdiki köyyeri ve civar ormandan geçilmezmiş. Daldan
dala atlayarak ta Karabogaza varırlarmış. Zamanla şimdiki köyün yerine inmişler ve yerleşmeye başlamışlar. Bu sıra köye Dedeler gelmiş. Köy
1950 lerdeki toprak kaymasından sonra güneyden tümden kuzey tarafına geçmişler.
Birde Köyün yaşlılarının daha önce dedelerinde aktardıkları söylenceleri artaralım. Fahı İsmail ile yaptığımız sohbet ve bizim duyduklarımız 4
Gardaşın köye yerleşmeden evel eşkiyalık yaparak geçimlerini sürdürdüğü yönündedir. Bu gün Güvenç köyü bir başka gün Salıcık daglası
gün başka bir köy basılarak bölgede barınmışlar. Bu yüzden köyün adı Basak ve köylülerin ismide Basaklı olarak anılmıştır. Bu dört kardaş
kimlerdir neyin nesidir. Anadolu ya Türk akınlarının 9. yüz yılda başladığını ve bölgede giderek etkinliğini artıran Türk boylarının bulunduğunu
gözönüne aldığımızda sorularımızın cevabı açıklığa kavuşmaktadır. Gerek konuştukları dil ve gerek taktıkları adlara baktığımızda ve de Köye daha
sonra yerleşen Dedeler sülalesinin bunları Türk olarak andıklarını dahil ettiğimizde 4 Gardaşın kimlik sorununu kolayca çözülmüş olur.
1875 yılında çevrede şiddetli bir kış mevsimi yaşanmıştı. Köylü, yiyecek, içecek ve hayvan yemi sıkıntısına düşmüştü. çevrede karı eriten rüzgara
Ağyeli adı verilir. Yakın zamana kadar, Ağyelinin esmesi için her yıl kömbeler pişirilerek yüksekce bir yerde toplanılır, yakarılır, tören sonunda
kömbeler dagıtılır, birlikte yenir idi.
Köyümüzün yetiştirdiği Esiri Baba, Ağyel için şu şiiri kaleme almış.
Oldukca uzun olan bu dörtlüklerden biz sadece üçünü aldık.
Deli Poyraz yüz tutturdu bıçağa
Dökülüyor coluk cocuk ocağa
Bu kar kaldı Agustosa sıcağa
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.
.....
Görmedik böyle kış duymadık adın
Komşuya gidemez papuçlu kadın
On evde bir kaldı yakacak odun
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.
.....
Sen bin iki yüz doksan bir tarih
Hem desitan oldu hem bir tevarih
Bu şiddetten gayri candan bizarih
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.
Köyün yaşlılarından Fahı İsmaile (İsmail Küsmez) kulak verelim: Başkınıklı Veli Dede'ye kulak misafiri oldum: Dedelerimiz
(bilinmiyen bir tarihte) Gözögünden (bir ihtimal Hekimhan Kocaözü Beldesi) 5 kardaş olarak çıkıp Zurbahannın güneydoğu
eteğinde Salıcık ile Budaklı arasındakı mıntıkada yer alan pınarda konaklamışlar. Gözögü'nden çıkmalarının sebebi; babaları
bir kavgada öldürülüyor. Büyük gardaşları burayı terk ediyor. Diger dört gardaş da büyük abilerinin peşine düşüyor.
Annelerini geride bırakıyorlar. Uzun bir süre (ne kadar olduğu bilinmiyor) bu mıntıkada kalıyorlar. Bu arada bilinmiyen
bir nedenle (büyük olasılıkla kız kaçırma) Salıcıklı ile kavgalarında büyük kardeşle birlikte bir kişi de Salıcıklı'dan ölmüş.
Burada tutunamayan kardaşlar, Zurbahan'ın kuzeybatı eteginde bir pınar yanında konaklamışlar. Güvençli'den bir dul kadın kaçırmışlar.
Burada da tutunamayınca, şu an köyün dogu üsttarafındaki tepede bulunan magaraya- Gündeligine- sıgınmışlar. Orayı basarak
şurayı basarak bu köye baskın düzenleyerek yaşamlarını sürdürmüşler. Şimdiki köyyeri ve civar ormandan geçilmezmiş. Daldan
dala atlayarak ta Karabogaza varırlarmış. Zamanla şimdiki köyün yerine inmişler ve yerleşmeye başlamışlar. Köy 1950'lerdeki
toprak kaymasından sonra güneyden tümden kuzey tarafına geçmişler. Köyün Tarihi-kültürel yapısı ve nüfusu: Eski bir yerleşim
birimi üzerine yeniden kurulan köyün arazisi üzerinde, Ören yerlerinin izleri bulunmaktadır. Halen halkın tamamı Alevi-islam-Türk
tabirine sahip bir toplumdur. Bektaşi kültürünün ve yaşam felsefesinin etkisinde bulunmaktadır. Malatya-Hekimhan -Sivas yoluna
15 km'lik bir oto yolla bağlıdır. Her gün minübüs ile şehire ulaşım sağlanır. Nüfusu: Son sayım sonuçlarına göre köyde 900'den fazla
insan yaşamaktadır. Yurtiçi ve yurtdışında, Ankara, İstanbul, İzmir, Malatya, Mersin, Manisa, Almanya, Fransa, Hollanda ve daha
başka yerleşim yerlerinde toplam 3000'e yakın Basaklı yaşamaktadır.
DERLEYENLER
* DERVİŞ DOĞAN (Öğretmen - Malatya)
* TURAN KOLUAÇIK (Dede - Wuppertal)
|
|
|
 | VERSION 2 | |
| Kaynak: Hamza Aksüt ( Anadolu Aleviliğinin Tarihsel ve Toplumsal Kökleri) | |
Basak Köyü Malatya ilinin, Hekimhan ilçesine bağlı 1550 metre rakımlı yarı plato görünümlü bir arazi üzerindedir.
Basak Köyü tahminen 16. yüzyılın ilk yarısında kuruldu. (Köy tahminen 16. yüzyılın ilk yarısında kuruldu.) 1560 tarihinde Basak, 6 vergi nüfuslu bir yerleşimdi. Bu 6 kişiden yanlızca birisinin arazi kullandığı görülmektedir. 4 kişi evli topraksız, bir kişi ise işsizdir. Köye biçilen yıllık vergi 1.200 akçedir. Vergiye tabi 6 kişinin adları ise şöyledir. Pir Nazar'ın oğulları İsmail ve Mansur, Mustafa’nın oğulları Ali ve İbrahim, Salih'in oğlu (Sali) Aşık ( Aşıt), Seydi Ahmet oğlu Hüseyin bu kişi Karaca köyünden Basağa daha sonraları yerleşen Dedelerden olsa gerek. Bir önceki kuşak, Pirnazar, Mustafa, Sali ve Seydi Ahmet olmak uzere 4 kişidir. Bu durumu ile Basak, yeni kurulmuş bir köy görümündedir.
Günümüzde Basak’da 5 sülale vardır: Aşıt-Uşağı, Şefeli-Uşağı, Hamus-Uşağı, Haydar-Uşağı ve Dedeler. Osmanlı vergi nüfusu listesinde 1560 Aşıt gibi özgün bir adın yer alması dikkat çekicidir. Bu ad aynı zamanda köyü kuran kişilerden birinin adı, belkide Aşıtın kendisidir.
Halkın anlatımına göre Basak, Güvenç Köyü arazisine yerleşmiştir. Köyün kuruluş aşamaşında Güvenç' le bir hayli çekişme yaşanıyor. Basaklıların bölgeye yerleşimi Osmanlı eğemenliğine geçmeden öncedir. Dedeler, Basak’a sonradan yerleşmiştir. Geldikleri yer, Yazıhan Karaca köyüdür. Hacım Sultan Ocağını temsil ederler. (1)
Birde Köyün yaşlılarının daha önce dedelerinde aktardıkları söylenceleri aktaralım. Vahi İsmail ile yaptığımız sohbet ve bizim duyduklarımız 4 Gardaşın köye yerleşmeden evel eşkiyalık yaparak geçimlerini sürdürdüğü yönündedir. Bu gün Güvenç köyü bir başka gün Salıcık daglası gün başka bir köy basılarak bölgede barınmışlar. Bu yüzden köyün adı Basak ve köylülerin ismide Basaklı olarak anılmıştır. 90 lı yıllarda Ankara da yaşayan Basaklıların girişimi ile köyün ismi Başak olarak değiştirilmiştir. Bu dört kardaş kimlerdir neyin nesidir. Anadolu ya Türk akınlarının 9. yüz yılda başladığını ve bölgede giderek etkinliğini artıran Türk boylarının bulunduğunu gözönüne aldığımızda sorularımızın cevabı açıklığa kavuşmaktadır. Gerek konuştukları dil ve gerek taktıkları adlara baktığımızda ve de Köye daha sonra yerleşen Dedeler sülalesinin bunları Türk olarak andıklarını dahil ettiğimizde 4 Gardaşın kimlik sorununu kolayca çözülmüş olur.
1875 Yılında çevrede şiddetli bir kış mevsimi yaşanmıştı. Köylü, yiyecek , içecek ve hayvan yemi sıkıntısına düşmüştü. çevrede karı eriten rüzgara Ağyeli adı verilir. Yakın zamana kadar, Ağyelinin esmesi için her yıl kömbeler pişirilerek yüksekce bir yerde toplanılır, yakarılır, tören sonunda kömbeler dagıtılır, birlikte yenir idi.
Köyümüzün yetiştirdiği Esiri Baba, Ağyel için şu şiiri kaleme almış. Oldukca uzun olan bu dörtlüklerden biz sadece üçünü aldık.
Deli Poyraz yüz tutturdu bıçağa
Dökülüyor coluk cocuk ocağa
Bu kar kaldı Agustosa sıcağa
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.
.....
Görmedik böyle kış duymadık adın
Komşuya gidemez papuçlu kadın
On evde bir kaldı yakacak odun
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.
.....
Sen bin iki yüz doksan bir tarih
Hem desitan oldu hem bir tevarih
Bu şiddetten gayri candan bizarih
Kerem edip ihsan eyle Ağyeli.
Kaynak: Hamza Aksüt ( Anadolu Aleviliğinin Tarihsel ve Toplumsal Kökleri)
|
|
|
|